kurnaz-lık-lar

Her sabah kargaların sahiplendiği bir parkın yanından geçerek işime gidiyorum. Sıradan bir gün parka paralel yürürken, ağaca tünemiş kargalardan birinin aniden havalanıp yolun karşısındaki bakkalın tel reyonuna konduğuna, cips paketini çalıp parkın çimlerine getirdiğine, paketi gagasıyla patlatıp afiyetle yediğine şahit oldum. Şaşkınlıkla çevreme baktım, kimsenin ruhu duymamıştı. Benim açımdan aleni bir hırsızlıktı bu, karga içinse avlanmak. Çocukken fabllardan karganın hırsız, tilkinin kurnaz olduğunu öğrenmiş; büyüyünce insanların kendi ahlak(sızlığ)ını hayvanlara yüklemeye bayıldığını anlamıştım.

Kurnaz kelimesinin kökeni “kurun”, kendi kendine kurmak (kuruntu) anlamına geliyor (1). Kuruntu/takıntı/vesvese, kendi zihnimizin ürünü olan ama sanki dışardan dayatılan ısrarlı, tekrarlayan düşünceler. Yani artmış ama verimsiz bir düşünce, daha doğrusu düşünememe etkinliği. Genelleme yaparsak, kuruntulu kişilerin kurnaz-pratik olduğunu söyleyemeyiz, çünkü kurnazlık sonuca ulaşabilen bir düşünce etkinliği. Ahlaki açıdan açıkgözlülükten hinliğe uzanan bir yelpazede tanımlanıyor. Tahterevallide karşısına saflığı koyuyor kültür, biri yükselirken diğeri alçalıyor. Kurnazlık zekâ, sorun çözme, kendini koruma gibi olumlu niteliklerle de bencillik, art niyetlilik gibi olumsuz niteliklerle de ilişkilendirilir. Peki, kurnazlığın kökeninde ne var? Kurnazlığın “saf doğası”na ulaşabilir miyiz?

Yakın akrabalarımızın kendi sosyeteleri içinde birbirlerini kandırdıklarını, küçük ayak oyunları yaptıklarını biliyoruz. Örneğin bir bonobo diğerinin elindeki meyveyi almak için cinsel çekiciliğini kullanabiliyor. Ya da iki şempanze, alt etmek için alfa erkeğe kumpas kurabiliyor. Tersi de, yani şefkat/merhamet gösterme, dayanışma, başkasının çıkarını gözetme primatlarda sıkça gözlenen davranışlar. Araştırmacılar liderin özelliklerinin (öfke, koruyuculuk, ara bulma, paylaşma), doğal şartların sağladığı huzurun (besin, coğrafya, iklim vs.), tehdit faktörlerinin azlığının (öteki türler, rakip gruplar vs.) bu “iyi” davranışları arttırdığını saptamış (2). Şempanzelerin aksine “barışçıl” olan bonoboların, korunaklı ve besin açısından zengin bir ortamda, dişi egemenliğinde yaşadığını biliyoruz. Yani çetin şartlar, saldırganlığı, çıkarcılığı arttırıyor.

Malumun ilamını yaptık, şimdi daha tartışmalı iki noktaya değinmeliyiz. Birincisi, sosyal hayvanlarda yaşamı düzenleyecek kurallar/gelenekler ve uzantısı hiyerarşik örgütlenme olmak zorunda. Bu hiyerarşinin niteliklerini (yatay/dikey, baskıcı/özgür) yukarıda saydığımız faktörler belirliyor. Aynı türde bile gruplar arası farklılıklar mümkün. İkincisi, türün içinde cinsiyetler ve bireyler arası farklılıklar (zekâ, güç vs.) eşitsizliğe neden oluyor. Uygarlık tarihini, genetik, cinsel farklılıkları fırsat eşitliği ile kapatma mücadelesi olarak okuyabiliriz. Bu mücadelenin takdire şayan tarafları var. Ancak akrabalarımızın ve atalarımızın daha “vahşi” olduğunu iddia edemeyiz.

Tefecilik yaparsanız hapsi boylarsınız, banka sahibiyseniz zengin ve saygın biri olabilirsiniz. İktidarın düşüncesini nefret söylemiyle savunduğunuzda ödüllendirilebilirsiniz, aksi taraftaysanız terörist ilan edilebilirsiniz. Suçun tanımı, güçlüye, egemen ideolojiye, rüzgârın nereden estiğine göre kolayca değişebilir. Ancak on emirden bu yana öldürme, hırsızlık, yalancılık/dolandırıcılık suç. Genellemenin riskini göze alarak suçun içinde doğrudan ya da dolaylı bir sınır ihlali, saldırganlık bulunduğunu söyleyebiliriz. Saldırganlığın doğrudan uygulanması ile gerçekleşen fiillerde “insani” bir yan yok. Bir erkek şempanze iktidarı ele geçirdiğinde başka bir erkekten olma bebek şempanzeyi öldürebilir, hatta alet (sopa) kullanarak dişiye saldırabilir. Ancak cahil halkı kandırmak için bir seçim konuşması yapamaz, ünlü bir ressamın pahalı tablosunun kopyasını çıkaramaz. Gelişkin zihinsel işlevleri (zekâ, dil, bellek vs.) insanı karmaşık suçları işleyebilen bir hayvan haline de getirir.

Bugün biliyoruz ki suça eğilim bireyselden çok toplumsal, yapısaldan çok gelişimsel faktörlerle belirleniyor. İskandinav ülkelerinde, Kanada’da suç oranları çok düşükken, gelir adaletsizliğinin olduğu ülkelerde yüksektir; sosyokültürel düzeyin artması suç/şiddet oranlarını düşürür. Bireysel olarak suça eğilim psikopatik kişilik özellikleriyle örtüşür.

Psikopati (antisosyal kişilik, sosyopat) ağır durumlarda kendini kolayca ele verir. Yalan söyleme, manipülasyon, kurallara uymama, riskli davranışlar, kontrolsüz öfke-hiddet, kendine ve başkasına zarar verme, pişmanlık-suçluluk duymama, süreksizlik, “duygusal tıkanıklık”, insanlardan kaçma vb. Psikopatlar, şiddetin meşrulaştığı, ihmalin ve istismarın olduğu, çocuğun korunup-kollanmadığı, dağınık ve yoksul ailelerden çıkarlar. Cinsiyet, özellikle toplumsal cinsiyet rolleri önemli bir fark yaratır, bu gelişim çizgisi erkeklerde psikopatiyle, kadınlarda sınırdurum kişilikle uyumludur. Psikopatlar kendilerini saklayamazlar, gerek de duymazlar, içlerinde ne varsa derhal açığa vurmak isterler.

Bir de daha hafif (nevrotik) düzeyde psikopatlar vardır ki literatür onları adlandırmakta zorlanır: “Gizli Psikopatlar”, “Sevimli Antisosyaller”. Ağır formlarından farkı yüzeyde sosyalleşme ve uyuma dair bir çabanın, derinde yatan patolojiyi saklamasıdır. Geçmişleri daha az travmatiktir, kaybedecek şeyleri olan ailelerde yetişirler veya “yırtma” potansiyelleri vardır . Zekâ ile kusurlu/tutarsız süperego (vicdan) tehlikeli bir bileşimdir.

Gizli/sevimli antisosyaller başarılı, çekici, lider, gizemli özelliklere sahip olabilir. Başlangıçta sempatik yollarla sizi ele geçirebilir, manipüle edebilir, kandırabilir. Yeterli süre ve derinlemesine gözlemle, tüm ilişkilenmelerinin, ilgilerinin yüzeysel olduğu anlaşılır. Güçlü, tutarlı, dürüst, tutkulu ve neşeli görünüşleri tecrübeyle yoğurulmuş bir maskedir. Karda gezip izini belli etmezler, şeytana pabucunu ters giydirirler, nabza göre şerbet verir, kitabına uydururlar. Anasının gözü, pençesini göstermeyen kurnaz kedidirler. Bu özellikleriyle övünürler.

Kişinin yetilerini/olanaklarını kendi çıkarı doğrultusunda kullanması vicdani bir muhasebeye mahkûmdur. Kendimi korumakla, ötekine zarar vermek arası bir sınır alanda özgürlükten bahsedebiliriz. Örneğin siyasi iktidara yakın olmak, üçüncü köprü projesinden henüz haberdar olmayan köylünün ileride değerlenecek arazisini ucuza satın almanızı sağlayabilir. Bunun yatırım mı, hırsızlık mı olduğu moral değerlerinize göre değişir. Birini tavlamaya çalışmak -ki sevimli antisosyal genellikle flört döneminde ayaklarınızı yerden kesecek tutkulu bir partner olur- narsisistik bir doyuma yol açabilir ama temelde samimiyetsiz bir çabadır. Çapkınlık, kumarbazlık, şark işi siyaset ve tüccarlık kendini kanıtlamak, var olmak için yalana-dolana başvurmak, göz boyamak, yeni taktikler üretmek zorundadır. Doyum başkalarını kontrol etmek, kandırmak üzerinden alınır, ancak bu nafile bir çabadır. Sevgiyle bağlanamadıkları, pişmanlık duyacakları bir vicdanları olmadığı için her ilişki yarım kalır. Sevimli antisosyaller, kolaylıkla özür diler, taraf ve fikir değiştirir, siler ve unuturlar. Kısır bir oyunda sürekli rol değiştirirler. Bu açıdan kurnazlık sahte bir kimliğe benzer, süreklilik, süreksizliğe muhtaçtır.

Boşluktaymış gibi bir insan ruhsallığı yoktur. Her dönem, her sistem, kendi işine yarayacak kişilikler üretir. Kapitalizm, tüketim toplumuyla değerlerden, geleneklerden uzaklaşan, merak etmeyen, kendi çıkarlarını toplumun önüne koyan, sahte arzusunun peşinden sabırsızca koşan, dayanışma ve üretime yabancı bireyler üretir. Narsisizim çağı aynı zamanda her koyunun kendi bacağından asıldığı, gemisini kurtaranın kaptan olduğu defektif vicdanların da çağıdır. Biz yine de Achard’la bitirelim:

“Tek başına zeki olmaktansa, herkesle birlikte aldanıp gitmek çok daha iyidir.”

1- Etimoloji Sözlüğü

2- İçimizdeki Maymun, Waal F, Metis Yayınları, 2008

3- Psikanalitik Tanı, McWilliams N, Bilgi Ün. Yayınları, 2010

, , , , , , ,

Henüz hiç yorum yapılmadı.

Bir Cevap Yazın

Powered by creationmark