Archive | psikanaliz

psikanaliz

pygmalion’un arzusu

İnsanlar kendi hikâyelerini yazamadıklarında veya hikâyelerinden memnun olmadıklarında ya da yeterince iyi dinleyici bulamadıklarında terapiste giderler. Terapi, reddedenlerin savunduğunun aksine, geçmişimizi değiştirir. Çünkü geçmiş dediğimiz aslında tam olarak geçmemiştir ve algılarımızdan  ibarettir. İnsan “hatırladıklarıyla unuttuklarının bir karışımıdır”* ve “tüm yapabildiği algıları ve deneyimlerini kurmacaya dönüştürmektir.”**  “Yaşam ileri doğru yaşanır ama geriye doğru anlaşılır.”***  Başka bir […]

Devamını Oku 0

teslim olmak ya da olamamak

Karakterleri birbirine zıt, genç ve yetenekli iki balerinin başrol için rekabet ettiği Siyah Kuğu (2010) filmini çoğunuz görmüşsünüzdür. İzlemeyenler, hatırlamayanlar için özetleyelim: Kuğu Gölü’nde başrol olmak çok zordur, çünkü hem masum beyaz kuğuyu hem de kötü siyah kuğuyu oynamayı gerektirir. Oysa Nina (esas kız), onu proje çocuğa dönüştüren baskıcı annesinin kontrolünde o kadar steril yetişmiştir […]

Devamını Oku 0

kaybolma(ma) arzusu

Hayatının bir döneminde hiç çekip gitmek, her şeyi geride bırakmak isteği duymayanımız var mıdır? Kimseye söylemeden, nereye gideceğini kestirmeden, telefonunu kapatıp uzaklaşmayı; tanımadığı insanlara hikayesini anlatmayı; yaşamından, hatta kendinden kaçmayı arzulamayanımız? Çocukken en çok korktuğumuz şeylerden birini, kaybolmayı, yetişkinlikte ne zaman ve neden isteriz? Bu yazının konusu bu; ama önce hepimizin aşina olduğu bir masalla […]

Devamını Oku 0

stalklamak

                              “Yan masadaki iki kişi akıllı telefonları olmasına rağmen sohbet ediyorlar.                                                       Ne sıkıntıları var acaba?” […]

Devamını Oku 0

platonik aşk

                                  “Bir zamanlar seni sevmiştim. Ve sevgiyi senin suretinde yaratmıştım”                                                              […]

Devamını Oku 0

kader ve kaza

                                                                                   “Olduğu kadar, olmadığı kader” / Şems                   […]

Devamını Oku 0

ideal sevdası

Üvey ablaları tarafından ezilen Külkedisi, aslında güzeller güzeli -mazohistik bir kızdır. Bir peri/sihir yardımıyla genç kızların gözdesi prensin balosuna katılır ve yakışıklı prens ona âşık olur. Ancak sihri bozulacağı için mercimeği fırına veremeden ardında ayakkabısını bırakarak kaçmak zorunda kalır. Kara sevdaya tutulan prens, izini sürerek prensesine kavuşur. Yeşilçam filmlerinde de sık gördüğümüz bu motif (çirkin/fakir kızın sihirli […]

Devamını Oku 0

sınır ve ihlal

                          “Yaşamak, bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine.” / N. Hikmet İlk yurtdışı seyahatimde uçağın küçük monitöründen güzergâhı izlerken yaşadığım şaşkınlığı, algımdaki kırılmayı unutamam. Trakya’dan Balkanlara doğru ilerliyorduk; ekran önce siyasi haritayı ve uçağın konumunu kuşbakışı gösteriyor, sonra coğrafyayı pilotun […]

Devamını Oku 0

AVM’nin büyüsü

                                                                           “Daha fazlasını iste!” / Pepsi reklam sloganı Derimizde, biri kör olmak üzere sekiz delik bulunur. Anne-babaların çok iyi bildiği […]

Devamını Oku 0

sıkıntı

                   “İşte ben hep böyle garip mahzun/ Bir şey beklermişçesine yaşıyorum” T.Uyar                                                           “Yaşam sıkıcıdır dostlarım. Bunu dile getirmek […]

Devamını Oku 0

hayal kırıklığı

                                     “Yaşam ile olan kavganızda, yaşamın yanında olun” / F.Kafka Redkit çizgi dizisinin sevimli köpeği Rintintin’e saf, iyi niyetli, çocuksu insan özellikleri giydirilmiştir. Büyüklerin (kahramanın ve Daltonların) dilinden anlamayan Rintintin, onlara dert olduğunu bilmeden sevgi ve ilgi açlığı ile […]

Devamını Oku 0

dedikodunun sırrı

İnternetin henüz yaygınlaşmadığı 90’lı yıllarda, gazetelerin hafta sonu yayımladıkları “magazin” ekleri hem ahlaki hem de mesleki tartışmaya yol açmıştı. Çiğ bir çıplaklık ve temelsiz bir magazin gazeteciliği söz konusuydu. Haber, güvenilir kaynaklardan edinilen bilgiyse, magazin, güvenilir olmayan muhabirlerin söylentileriydi. Söylenti (rivayet) “ağızdan ağıza dolaşan, kesinlik kazanmayan haber”, uzak akrabası dedikodu (gıybet) ise “başkalarını çekiştirmek ve […]

Devamını Oku 0

oyuna devam

Kitlesel ve kültürel bir olgu olarak oyununun doğasını açıkladığı kült eserinde J. Huzinga, “homo sapiens”in (düşünen insanın) aslında doğuştan “oyun oynayan insan” (“Homo Ludens”) olduğunu savunur (115) . Bütün memelilerde yavrular oynayarak büyürler. Oyun türe özgü motor, sosyal ve zihinsel becerileri geliştirir. Bazı evrimbilimciler primatlarda oyunu, arayış, öfke, panik, korku gibi temel duygu-kontrol sistemlerinden biri […]

Devamını Oku 0

yalnızlık

                           “Denilebilir ki yalnızlık, sadece teorik olarak mümkündür.”/Fairbrain Mutlak yalnızlığı anne karnında yaşarız. Plasenteya “eş” denilmesi, belki de bunun yarattığı kaygıyla ilgilidir. Eşimiz doğmadan (rahimden çıkmadan) doğum sonlanmaz. Mutlak yalnızlık, “kadir-i mutlak”a mahsustur. Kimse Tanrı kadar eşsiz ve kimsesizliğe katlanacak güçte değildir. Doğumla […]

Devamını Oku 0

koleksiyonculuk ve fetişizm

Hitler’in sağ kolu Goering, saplantılı bir sanat koleksiyoncusuydu. Savaş yıllarında, hayranı olduğu J. Vermeer’in, “İsa ve Zina Yapan Kadın” tablosunu, değeri bugün on milyon dolar olan 137 tabloya karşılık Hollandalı ressam ve sanat koleksiyoncusu Meegeren’den almıştı. Savaş sonrası hapse atılan Goering, bir darbeyi de sahip olduğunu zannettiği tablonun sahte, Meegeren’in de başarılı bir kopyacı olduğunu […]

Devamını Oku 0

mizah: kötü gün dostu

        “Otoritenin en büyük düşmanı ve onu zayıflatmanın kesin yolu kahkahadır.”                                                                                   […]

Devamını Oku 0

çapkının dansı

T. Adorno müziğin en doğrudan sanat olduğunu söyler. E. Fischer de en eski (103). Müziğin, birlikte çalışan insanların bir ritim yakalamak için çıkardığı seslerden doğduğu tahmin edilir. Zamanla dini ayinlerin de etkisiyle müzikle dans estetik bir biçim kazanır. Toplu halde yapıldığında (savaş, düğün, ayinler) birliktelik hissini pekiştiren dans, çift olarak yapıldığında flörte hizmet eder. Dans, genellikle karşı cinsle […]

Devamını Oku 0

dile gelmek

                                                                                           “Başlangıçta söz vardı.” /  Yuhanna XV. yüzyılda Eski ve Yeni Ahit’i baz alarak insanlık tarihini hesaplamaya girişen Hıristiyan teologları, peygamber soyağacını […]

Devamını Oku 0

evlilik

Yuvayı dişi kuş yapar. Uygar insan dişisi de çocukluktan itibaren evcilik oyununa bayılır. Kız çocukları oyunlarda derme-çatma bir ev kurup, evin annesi olmak konusunda ustalaşırlar. Başarabilirse akranları bir erkeği de oyuna dâhil ederler. Erkek çocuklar başlangıçta eve de evliliğe de pek istekli değildir, merakları yıllar sonra canlanır. Ev (yuva) temelde güvenli barınma, türdeşleri içinde çiftleşmeyi […]

Devamını Oku 0

self(in)in tarihi

 “Eğer kendini beğenmişsen kendi resimlerini imzalaman da imzalamaman da          kendini beğenmişliktir. Eğer kendini beğenmiş değilsen, kendi resimlerini           imzalaman da imzalamaman da kendini beğenmişlik değildir.” / F. Porter Yunan mitosunda peri kızı Ekho, yakışıklı delikanlı Narkissos’a; Narkissos ise sudaki aksine (kendine) âşıktır. İkisi de aşkına “karşılık” bulamaz, yemeden, içmeden […]

Devamını Oku 0

küskünlük

On parmağında on marifet olan insan soyu, bu uzuvlarının hareketlerine de sembolik anlamlar yükler. Farklı kültürlerde parmaklara verilen özel biçimler öfkeden sevgiye, yalandan sadakate, rekabetten tehdide birçok duyguyu/durumu ifade eden kısa yollardır. Erkin Koray “Uzat Serçe Parmağını” adlı şarkısında sevgiliye serzenişte bulunur. Çocukken küsmeyi sembolize eden serçe parmağı uzatma eyleminin adını verdiği şarkının sözleri de […]

Devamını Oku 0

altıncı his: sezgi

                                   “Evrenin en anlaşılmaz özelliği, anlaşılabilir olmasıdır.” / A. Einstein Yakın geleceğe dair bilim-kurgu öğeleri barındıran “Her” (Aşk, 2014) filminde, yalnız ve mutsuz bir adam olan Theodore ile yapay zekâ arasındaki imkânsız aşk anlatılır. Filmi izleten, yapay zekânın, insan zihninin özelliklerine sahip […]

Devamını Oku 0

bağımlılık

                                                                                  “Okumak iptiladır, müptelalara selam!”                                                                                                        İletişim Yayınları Sloganı Balzac’ın günde elli fincan civarında kahve […]

Devamını Oku 0

aylaklık

                                                       Hepimiz tatil için çalışıyoruz!”/ Tatilsepeti reklam sloganı                        “İnsanlar çalışmak zorundaysa hayatta kalmak neye yarar?” /Andre Breton Edebiyatımızda aylaklık […]

Devamını Oku 0

antidepresanlar mutlu kılar mı?

Birçok hasta, şikâyetlerini anlattıktan sonra oldukça kararlı bir biçimde ekler: “Yalnız, ben ilaç kullanma taraftarı değilim!” Bir kısmına hak verdiğim endişeleri konuşmadan, “Ben de ilaç taraftarı değilim”, derim, “taraftarlık duygusal bir bağ ve benim moleküllerle böyle bir bağım yok!” Daha sonra hastanın ilaç kullanmak istememesinin altındaki nedenleri merak ederim. Aldığım yanıtları şu maddeler altında gruplandırabilirim: […]

Devamını Oku 0

psikolog mu psikiyatrist mi?

Doğru soru doğru cevaplardan yeğdir. Başlıktaki yanlış soru, yanıtlanmaya kalkanlar için bir dizi tuzak barındırır. Ancak soruyu soran sokaktaki vatandaşın bir kabahati yok. Çünkü maalesef ruh sağlığı çalışanları, kendi mesleklerine yeterince sahip çıkamıyorlar. Psikologlarla psikiyatristler arasında anlamsız bir ayrım ve çatışma devam ediyor. Hoca böyle yapınca, cemaat ne yapsın? Biz yine de en basitten başlayalım. […]

Devamını Oku 0

psikiyatristler neyin uzmanıdır?

                                                     “Elinde çekiç olan, her şeyi çivi olarak görür.” / A. Maslow Ahmet Hamdi Tanpınar’ın kült eseri “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nün karakterlerinden biri olan Dr.Ramiz, 20. yüzyılın başlarında psikanalize merak salan bir […]

Devamını Oku 0

yeterince iyi anne

Klasik gelişim kuramları, anneyle bebek arasındaki ikili ilişkide anneye fazlaca yüklenir. Asli öteki annedir, diğer önemli ötekiler çocuğun yaşam sahnesine daha sonra dâhil olur. Babalık rolü, başlangıçta, yardımcı erkek oyunculuğa indirgenir. Çocuk yapma kararı bir çiftin geleceğe yaptığı ortak yatırım, ortak bir projedir. En azından öyle olmalıdır. Fikir ortakları, çocuk dünyaya geldikten sonra projeden çekilemezler. Annelik ve babalık terk […]

Devamını Oku 0

pürtelaş insanlar

                                          “Sadece düşünmek var etmez insanı, duygularını, ruhunu ve                                        hatta zekâsını   geliştiren asıl öğreticiler acılardır“ […]

Devamını Oku 0

porno çıkmazı

Haziran 2014’te sanatçı Robertis, G. Courbet’nin bir kadının cinsel organının merkezinde olduğu ünlü “Dünyanın Kökeni” (1886) tablosunun önünde kendi vajinasını sergileyerek bir performans gerçekleştirirken yetkililer tarafından gözaltına alınır. Vahşi kapitalizmin kültürel çarpıtmaları olarak postmodernizmin en büyük başarısı kavramlar arası sınırı bulanıklaştırmasıdır. Sanatla sansasyon, özelle kamusal, erotikle pornografik birbirine karışır. Postmodern dünyada pornografi, sanatın, reklamın ve gündelik hayatın içinde arsızca dolaşır. Fransızcadan ithal porno kelimesi […]

Devamını Oku 0

duygu işçiliği

               “Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla!” /Yeşilçam’ın klasik repliği                                                                                […]

Devamını Oku 0

karşının taksisi

                            Özgürlük, sınırsızlık değildir, razı olduğumuz sınırları çizebilmektir Anne karnında bir sıvının içinde muhafaza ediliriz. Doğmak bu nedenle sudan çıkmış balık gibi olmaktır. Zengin imgelemi ile Freud (R.Rolland’ın katkısıyla), kişinin tam bir narsisistik doyum halinde olduğu, rahatsız edici herhangi bir uyaranın olmadığı kusursuzluk […]

Devamını Oku 0

narsisizm: nam-ı diğer narsizm

                     “Narsisisizm çağında yaşıyoruz.” Özü itibariyle bu da narsisistik bir cümle!                      “Narcissos uzun yaşayabilir, kendini tanımazsa eğer.”/Kâhin Triesias Tanım Son yıllarda psikiyatri ve psikanalize damgasını vurmuş, büyük kuramsal ayrılıklara neden olmuş, üzerinde çok çalışılmış ve tartışılan […]

Devamını Oku 0

samimiyet

                                  “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” / Mevlana Yalanın İcadı (2009) filminde, herkesin her içinden geçeni söylediği sıkıcı bir dünyanın, yalanın keşfiyle birlikte nasıl eğlenceli hale geldiği anlatılır. Süzgeci olmayan zihinlerin kurduğu ilişkilerdeki gerilim de gizem de azdır. […]

Devamını Oku 0

uydu çocuk   

                              “Ya içindesindir çemberin / ya da dışında yer alacaksın”  M.Mungan Anadolu’da “tekne kazıntısı” deyimi, anne-babanın “yaşlılık” dönemine denk düşen son çocukları için kullanılır. Deyimin, ekmek yaparken kullanılan tekne biçimindeki tahta kapta kalan son hamur parçasını tanımladığı rivayet edilir. İsraf olmasın diye tekne […]

Devamını Oku 0

İnkar

                                                                         “Dün dündür, bugün bugündür” / S. Demirel Uçurtmayı Vurmasınlar (1989) filminde annesiyle birlikte hapis yatmak zorunda kalan beş yaşındaki Barış, […]

Devamını Oku 0

suskunluk

                                    Her sessizliğin bir tınısı, her suskunluğun bir tonu vardır.                                   “Sözün başarısızlığa uğradığı yerde zevk ortaya çıkar.” / J.D Nasio Bakire Meryem […]

Devamını Oku 0

mazoşizm ve kurbanları

                                                                             “Baba, baba, beni neden terk ettin!” İsa’nın son sözü Fransızca Arap tarzı anlamına gelen “arabesque” aynı zamanda […]

Devamını Oku 0

bir mevsimdir göç

                     “Hiçten geldim/vatanım yok, toprağım yok.”/ Naci Alamo-Çingene türküsü Avrupa’daki Çingenelerin izini sürdüğü Beni Ayakta Gömün adlı kitabında Isabel Fonseca, Çingenelerin göçebeliğinin bulanık arzusuna değinir (54). Nostalji “eve dönüş” demektir, ütopya ise “hiçbir yer”. Çingenelerin biteviye göçlerinin nedeni neresi olduklarını bilmedikleri evlerini bulmaktır belki de. Her göç eve özlemi, eve […]

Devamını Oku 0

musa’nın değneği

Çıkış”da Mısır’a kölelik eden İsrail halkının, Hz. Musa’nın önderliğinde Firavunun zulmünden kurtuluşu anlatılır. Ezilen halkın isyanını duyan Yehova, çoban Musa’ya mucizelerini göstermesi için bir değnekle birlikte peygamberlik görevini verir. Belagati iyi olmadığı için kendine güvenemeyen Musa Yehova’ya yardımcı olması için yalvarınca, ağabeyi Harun sözcüsü olarak atanır. Musa’nın kekeme ya da peltek olduğuna dair rivayetler olsa […]

Devamını Oku 0

bir ayrılık denemesi

                                                      her ayrılık anneden ayrılığın duygusal mührünü taşır…                                           […]

Devamını Oku 0

kıskançlık

           “Kendini dölleyip, kendini doğuran bir canavardır kıskançlık” Othello/ Shakeaspare İlkel topluluklardan bu yana süregelen doğadaki diğer canlılara ya da soyut kavramlara insan özellikleri atfetmek (antropomorfizm) çocuksu (animistik) bir düşünce biçimidir. Kendi doğasında yaşayıp giden domuzlar bu açıdan en çok haksızlığa uğrayan hayvandır. Domuzların kıskanç olmadığı, domuz eti yiyenlerin de eşini sahiplenme […]

Devamını Oku 0

intihar

                                                                                 “Herkes sevdiğini öldürebilir.” / O. Wilde Oscar Wilde kült eseri “Dorian Gray’in Portresi”nde (1891), yakışıklı bir […]

Devamını Oku 0

çaresizlik işkencesi

                            “Dünya çarelidir. İnsanlar dünyaya bir çare bulacaklar.”/ Sait Faik M.Cevdet Anday’ın “İçerdekiler” adlı oyununda “psikolojik” işkenceye maruz kaldığını öğrendiğimiz idealist bir siyasi mahkûmun, baldızını taciz ettiğine şahit oluruz. Freud, sadizmin olduğu her yerde mazoşizmin de var olduğunu söyler. İşkence, şüphesiz ki sadomazoşistik […]

Devamını Oku 0

ikame

                                                                                                    “Yerine sevemem” / G. Kırdar […]

Devamını Oku 0

themis’in adaleti

                                    “Kardeşiyle sokaklarda hep / bir örnek giydirilen sen                                         nasıl sevmezsin eşitliği / yürürken düşen çoraplarını          […]

Devamını Oku 0

semptom: alegori

                                                                                         “Benim de herkes gibi baş ağrılarım, bitkin hallerim oldu…” /S. Freud   […]

Devamını Oku 0

günah keçisi

                                                           “Şeytanlarım beni terk ederse korkarım meleklerim de uçup giderler.”                                   […]

Devamını Oku 0

travma

                                        “Yaşam tekrarlardan değil, tekrarların tekrarından oluşur.”                                                           […]

Devamını Oku 0

mahremin ifşası

Mahremiyet (Intimacy, 2001) filminde her çarşamba sadece sevişmek için bir araya gelen Jay ve Claire’in hikâyesi anlatılır. Çift, konuşmamak/tanışmamak üzerine anlaşmıştır fakat bir müddet sonra Jay Claire’e âşık olur ve hakkında daha fazla şey bilmek için onu takip eder. Yakınlık (cinsellik, dostluk, ortaklık) güven ihtiyacının tetiklediği bir merakı doğurur. Arapçada  “haram” (tabu, yasak) kelimesiyle aynı kökten gelen mahrem dilimizde 1- […]

Devamını Oku 0

kral yolu: rüyalar

     “Rüyamda bir kelebek olduğumu gördüm ve kendi kendime sordum: Ben insan olduğunu         düşleyen bir kelebek miydim yoksa kelebek olduğunu düşleyen bir insan mıydım?”                                                       […]

Devamını Oku 0

alınganlık

                                                     “Kimse sana karşı değil, herkes kendinden yana” / Mevlana Dostoyevski’nin ünlü romanı “Yeraltından Notlar”ın kahramanı, kendini tanıtmaya “Ben hasta bir adamım” diye başlar (17). Yeraltı kahramanı, dönemin toplumsal yapısının yarattığı […]

Devamını Oku 0

baba-lık

John Keating’in kült romanı Ölü Ozanlar Derneği’nde (1959) öğrencileri tarafından cehenneme benzetilen çok disiplinli bir okulda göreve başlayan farklı bir öğretmenin hikâyesini anlatır. Hababam Sınıfı’nda da benzer bir motifini gördüğümüz yeni öğretmen kural koyan, yönlendiren, öğreten katı bir (saf eril) tutumdansa, destekleyici ve sıcak ilişki içinde öğrencilerinin büyümesine çanak tutan (eril-dişil) bir tutumu benimser. Roman […]

Devamını Oku 0

sevgili depresyon

                                                                “Derman aradım derdime/Derdim bana derman imiş”                                                                                                   […]

Devamını Oku 0

unutmak

                                                                        “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür.”/ Anonim deyiş                         […]

Devamını Oku 0

serbest çağrışım engellenemez

                                                             tuhaf bir replik: saçmalama, saçmalamıyorum! Pirandello’nun dramatik oyunu “Ağzı Çiçekli Adam” da, epitelyoma nedeniyle altı aylık ömrü kalan bir adamın ruhsal yarılması anlatılır. Anti-kahraman, ölümle […]

Devamını Oku 0

kurnaz-lık-lar

Her sabah kargaların sahiplendiği bir parkın yanından geçerek işime gidiyorum. Sıradan bir gün parka paralel yürürken, ağaca tünemiş kargalardan birinin aniden havalanıp yolun karşısındaki bakkalın tel reyonuna konduğuna, cips paketini çalıp parkın çimlerine getirdiğine, paketi gagasıyla patlatıp afiyetle yediğine şahit oldum. Şaşkınlıkla çevreme baktım, kimsenin ruhu duymamıştı. Benim açımdan aleni bir hırsızlıktı bu, karga içinse […]

Devamını Oku 0

pamuk prenses: haset paratoneri

Kutsal metinler insanın bireysel ve toplumsal tarihine dair damıtılmış, zengin hikayelerdir. Zaten kelimenin kökü (kut) bereketli anlamına gelir. Freud mitolojiyi toplumların gördüğü rüyalar olarak tanımlar, mitler toplumların bilinçdışına giden en kestirme yoldur. Psikanalatik bakış açısıyla Hristiyan inancındaki yedi günah (kibir, açgözlülük, haset, tembellik, hiddet, şehvet, oburluk) uygarlığın aşmaya çalıştığı ilkelliği, yaşamın başındaki çaresizliğimizi yansıtır aslında. […]

Devamını Oku 0

aidiyet

Truman Show (1998) filmini neden bu kadar sevdik acaba? Doğrusu senaryosu ve sempatik aktör Jim Carrey’in performansı dışında vasat bir film. Fakat öyle bir senaryo ki hem kendini hem de filmi eşsiz kılıyor: Truman,  düzenin saat gibi işlediği, neredeyse ideal bir adada yaşar yaşamasına ama içinde bir eksiklik, gitme arzusu… Bir gün öldüğünü sandığı babasını […]

Devamını Oku 0

fanatizm

“Düşüncelerinize katılmıyorum, ama düşüncelerinizi dile getirme hakkınızı sonuna kadar savunacağım!” dediği rivayet edilen Voltaire’in aydınlanmacı zihninin, fanatizmi anlama konusunda zorlanacağı düşünülebilir. Zira Summers’a göre fanatizmin özünde, hızla değişen dünyaya ayak uydurmakta zorlanan bazı bireylerin, modernizmle birlikte uyanan bir takım ilkel kaygılara karşı kendi benliklerini, bir grubun katı ve dışlayıcı grup-içi yapılanmasına yaslaması yatmaktadır (1). Fanatizm […]

Devamını Oku 0

vesikalı yarim

 Sinemamızın 1950 ile 1970 yılları arası “Sinemacılar Dönemi” olarak adlandırır (1). Dönemin ilk “auteur” yönetmeni Lütfi Akad, öncü filmi ise “Vesikalı Yârim”dir. Akad’a göre sinema romanın, yönetmen yazarın yerine geçmiştir (2). Yapmak istediği sinemayı “halk sineması” olarak tanımlayan Akad, sinemamızın köşe taşı kabul edilen önemli filmler kadar, sektörün dönemsel ihtiyaçlarını karşılayan birçok gişe filmine/melodrama da […]

Devamını Oku 0

anna o: meşhur ve meçhul hasta*

Bertha Pappenheim (1859-1936) Fransa’da Chorcot’un hipnoz seanslarından etkilenen Freud, Viyana’ya dönüşünde dâhiliye hekimi Breuer’in 1880-1882 yılları arasında tedavisini üstlendiği genç bir kadın hastanın klinik öyküsünü birlikte yazmak ister. Psikanalizin ilk eseri Histeri Üzerine Çalışmalar (1895) böyle ortaya çıkar. Sadık dostu E.Jones’un 1953 yılında yayımlamaya başladığı Freud biyografisinde (Sigmund Freud; Life and Work) hastanın kimliği deşifre […]

Devamını Oku 0

sandor ferenczi

(1873-1933). Psikanalizin “aykırı” sesi. (*) Ferenczi Macaristan’ın Miskolcz şehrinde kitabevi ve matbaası olan Yahudi anne babanın 8. çocuğu olarak dünyaya gelir. Başarılı ve çalışkan annesinden yeterince ilgi göremeyen Sandor 15 yaşında babasını kaybeder. Viyana’da tıp okuyan Ferenczi, nöroloji ve psikiyatri dallarında uzmanlaşır. Budapeşte’ye geri döner ve siyasi görüşünün (sosyalizmin) de etkisiyle yoksulların tedavi edildiği bir […]

Devamını Oku 0

gadjo dilo

“Çingenelerin elçisi”  Modern dünyamızda çok az popüler figür hakkında Tony Gatlif kadar az şey bilinir. Otobiyografisini yazmayı düşündüğünü öğrendiğimiz yönetmen, en iyi ihtimalle şimdilik, kendini kendine saklamaktadır.  1948 yılında Cezayir Bağımsızlık Savaşının içine doğar Gatlif. Annesi İspanyol Çingensidir, babası Berberi. Fakir ve çok çocuklu bir ailede büyür. Röportajlarında annesinin çok fedakâr olduğunu, onunla özel bir […]

Devamını Oku 0

pandora’nın kutusu

Psikanaliz Psikanaliz’in diğer adı “derinlik psikolojisi” dir. Bilinçdışına ulaşma tekniğidir psikanaliz. Bir terapi biçimi olduğu kadar, bir düşünme biçimi, çözümleyici bir bakış açısıdır aynı zamanda (analitik zihin). Felsefe, toplumbilim, antropoloji ve diğer disiplinlerle sürekli dirsek teması içindedir. Aynı zamanda dinamik bir öğretidir. Yaşam değiştikçe, kuram da değişir. Bana kalırsa insana dair en dolayımsız tanımı WHO […]

Devamını Oku 0

lacan’ın mirası

Doğrusu Lacan’ı iyi bilmiyorum. Bununla ilgili bir utanç ve eksiklik hissim de yok. Ülkemizde ve dünyanın birçok yerinde Lacan’ı psikanalizin merkezine koyan görüşler bulunmakta ancak Lacan’a dair genel kanı, “anayol” psikanalizinin dışında olduğu, eserinin, kuramsal olarak ilgi çekici olup pratik yanının olmadığı şeklindedir. Lacan kliniğe değil, “entelekt”e (anlığa) hitap eder.  Kendini sadık bir Freud takipçisi […]

Devamını Oku 0

heinz kohut

Heinz Kohut (1913-1981) Kendilik Psikolojisi okulunun kurucusu. Psikanaliz Viyana’da doğar, Nazi zulmü nedeniyle İngiltere ve Amerika’ya yayılır. Bu yayılım Alman kültürü dışında diğer kültürlerin de psikanalizin içine sızmasına neden olur. Ayrıca kültürel ve bilimsel gelişmeler de dürtü kuramını yetersiz kılar. Terapistler cinselliğinden utanan, katı süper-egoları nedeniyle suçluluk duyan hastalardan çok, cinsel açıdan özgür fakat hayatına […]

Devamını Oku 0

donald winnicott

Donald Winnicott (1896-1971) Oldukça ilginç bir figür olan Winnicott, S.Freud’un ve M. Klein’ın takipçisi olduğunu iddia etse de psikanalitik düşüncede tıpkı H. Kohut gibi önemli değişimlere yol açmıştır. Çocuk doktoru olan Winnicott’ın psikanalize ilgisi S. Freud’un “Düşlerin Yorumunu” okumasıyla başlar. Kişisel analizin sürecini bitirdikten sonra psikoterapistliğe başlar. S. Freud’dan sonra psikanalizin düşünsel ülkesi İngiltere olmuştur. […]

Devamını Oku 0

skhizien-kısa film

Bu filmi her izlediğimde, psikiyatri pratiği içinde sıkça karşılaştığım ve beni her seferinde derinden sarsan prepsikotik özneye karşı hissetiğim çaresizlik duygusunu, şizofreni hastalarına duyduğum yardım etme isteğini, üzüntü ve sevgi hislerimi yeniden yaşantıladım. Filmin iyi bir kısa film olmasının yanında en önemli katkısının bir şizofreni hastasının iç dünyasını ve bozuk algılarıyla dünyada yaşamasının zorluğunu “sağlıklı” […]

Devamını Oku 0

hayallerin peşinde / revolutionary road

Hayallerin Peşinde (Revolutionary Road) Richard Yates‘in aynı adlı romanından (1961) uyarlanmış başarılı bir dönem filmi. İngiliz yönetmen Sam Mendes, tiyatro kariyerinin ardından çektiği ilk filmi Amerikan  Güzeli (American Beauty) ile yüksek gişe başarısını yakalamış, takdir ve ödülleri toplamıştı. Amerikan Güzeli 1990′ların Amerika’sına ve aile yapısına eleştirel bir bakıştı, Hayallerin Peşinde 1950′lerin… Ancak bu filmi benim […]

Devamını Oku 0

üç maymun

GİRİŞ Batıda sinema fotoğraftan köken alır. NBC da fotoğrafla başlayan yolculuğuna sinema ile devam eder. Sontag’a göre fotoğrafçı ile konusu arasındaki mesafe kapanmaz. NBC ilk dört filminde objektifi kendine, kendindeki ötekiye çevirerek bu mesafeyi samimiyetle kapatmaya çalışır. Üç Maymun yönetmenin objektifi ötekine çevirdiği, dolayısıyla konvansiyonel sinemaya yaklaştığı ilk filmdir. Üç Maymun’da patronunun suçunu üstlenen bir […]

Devamını Oku 0

amerikan sapığı/ american psycho

Amerikan Sapığı, 1991 yılında yayımlanmış ve ülkesinde büyük sansasyon yaratmış aynı adlı romanın, iç piyasa hedeflenerek çekilmiş, iyice kotarılmış bir uyarlaması. Sinema eleştirmenleri tarafından fantastik olanın, gerçeğin önüne geçtiği bir seri katil filmi olarak sınıflandırılmış. Film ve roman bekleneceği gibi okurları ve izleyenleri ikiye bölmüş: çok beğenenler, hiç beğenmeyenler, ucuz bulanlar, kült mertebesine ulaştığını söyleyenler… […]

Devamını Oku 0

terapist ne yapar

Psikanaliz aynı zamanda “Derinlik Psikolojisi” olarak adlandırılır. Psikanalitik psikoterapiler bu kuram çerçevesinde geliştirilmiş tedavi biçimleridir. Psikoterpide amaç yakınmaların ortadan kaldırılması olduğu kadar kişinin kendisini derinlemesine tanımasına ve  “sahici” kendiliğine kavuşmasına da yardımcı olmaktır. Peki terapist bunun için ne yapar? Terapistin ilk görevi, hastanın kendisini rahatlıkla anlatabileceği bir ortamı oluşturmaktır. Gerek fiziksel şartlar, gerek de terapistin […]

Devamını Oku 0

savunma sanatları

Psikanalizde birçok kavramı tanımlayan Freud, belki de kuşkucu kamuoyunun ilgisini çekmek için askeri mecazlar kullanmayı severdi. “Toprak kazanmak”, “saldırı” “çatışma”, “savunma” vb. Her ne kadar sözcük olumsuz çağrışımlar yapsa da savunmalar ruhsal bütünlüğümüzü koruyan uzlaşmalar olarak tanımlanabilir. Aslında savunmaların birçok selim işlevi vardır. Kendiliğe bir tehdit hissedildiğinde ortaya çıkan uyumsal reaksiyonlardır.  Savunmalar, bilinçdışı ego işlevi […]

Devamını Oku 0

psikanaliz nedir

Kelime anlamı ile başlayalım. Psikanaliz, psike ve analiz kelimelerinin birleşiminden oluşur. Psyche, Yunan mitolojisindeki aşk tanrısı Eros’un aşık olduğu ölümlü. Zorluklarla mücadele ettiği bir yaşamı olduğu için ruhun gelişimini temsil ediyor. Kelimenin somut anlamı ise soluk, soluma.  Analiz ise artık günlük dilimize de yerleşen ve birçok disiplin tarafından kullanılan bir kelime, çözümleme anlamına geliyor. Dolayısıyla psikanalizi “ruh-çözümlemesi” […]

Devamını Oku 0

bilinçdışı mı bilinçaltı mı

Bilinçdışı kavram olarak daha önce kullanılmasına rağmen onu önemseyen ve ulaşma yollarına kafa yoran ilk kişi Freud olmuştur. Psikolojide, psikanalize kadar bilinçdışının önemi anlaşılmamıştır. Freud’un ilk kuramı topografik kuram; zihni bilinç, bilinçöncesi ve bilinçdışı olarak üç işleve ayırıyordu. Bilinçli olan zaten hatırlanandı. Bilinçöncesi kısa bir mesai ile hatırlanabilecek (“dilimin ucunda”) olanın alanıydı. Bilinçdışı ise istesek […]

Devamını Oku 0

baskı kalıbı

Psikanalizin doğum sancıları çektiği yıllarda Freud, hastalarının bilinçdışında olanı hipnotik transla hatırlamalarının, onları iyilileştirmediğini anlamıştı. İki nedenle: kuru (duygusuz) bilgi işe yaramıyordu ve insanların geçmişe dair algıları, geçmişte ne olduğundan daha önemliydi. Dolayısıyla hastaların bilinçdışına ulaşmak için farklı yöntemler bulmalıydı. Kısa zamanda üç temel araç buldu: serbest çağrışım, rüyalar, aktarım. Haftada en az üç kez […]

Devamını Oku 0

anna freud

Anna Freud (Viyana 1895, Londra 1982) S. Freud’un kızı, Ben Psikolojisi’nin kurucularından. Psikanalizin ilk eseri olarak kabul edilen, Freud ile Bluer’in ortak eseri “Histeri Üzerine Çalışmalar”, Anna Freud’un doğum yılı olan 1895 yılında yayımlanır. İlginçtir, psinalizinin en ünlü vakasının takma adı da Anna O olur. Anna Freud, altı çocuklu Freud ailesinde babasının gözdesi, en küçük […]

Devamını Oku 0

öngörülebilir gelecek – gelişim dönemleri

Psikanaliz, insan yavrusunun içinde ne olduğuna ve ne yaşadığına dair kuramlardan oluşur. Bunlar mecburen adultomorfik (erişkin bakış açısı ile üretilmiş) fikirlerdir. Neticede çocuk erişkin gibi kendini ifade edemez ve genelde ilk 3-5 yaşını net hatırlayamaz. Kuramlar başta erişkin hastaların analizinden elde edilen bilgiler, rüyalar ve kuramcıların bireysel gözlemleriyle oluşturulmuştur. Daha sonra Mahler, Bowlby ama özellikle […]

Devamını Oku 0

Powered by creationmark